|
Evlilik
Ama, bırakın birlikteliğinizi mesafeler ayırsın, Ve göklerin rüzgarları arasında raksetsin.
Birbirinizi sevin, ama sevginizi bir zincire dönüştürmeyin; Bırakın sevgi, ruhlarınızın kıyıları arasında gidip gelen bir deniz olsun.
Birbirinizin kadehini doldurun ama tek kadehten içmeyin. Ekmeğinizden verin birbirinize ama aynı dilimi yemeyin.
Birlikte raks edin, şarkı söyleyin, eğlenin ama her biriniz tekliğini unutmasın. Aynı bir udun telleri gibi olun, aynı müzikle titreşen ama her biri ötekinden ayrı ve tek başına…
Halil Cibran
KENT Dedin, “ bir başka ülkeye, bir başka denize gideceğim. Bundan daha iyi bir kent bulunur elbet. Yazgıdır yakama yapışır neye kalkışsam; ve yüreğim bir ceset sanki. Aklım daha nice kalacak bu çorak ülkede. Nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam hayatımın kara yıkıntıları çıkıyor karşıma, yıllarıma kıydığım, boşa harcadığım. Yeni ülkeler bulamayacaksın, başka denizler bulamayacaksın. Bu kent peşini bırakmayacak. Aynı sokaklarda dolaşacaksın. Aynı mahallede yaşlanacaksın; aynı evlerde kır düşecek saçlarına. Bu kenttir gidip gideceğin yer. Bir başkasını umma. Bir gemi yok, bir yol yok sana. Değil mi ki, hayatına kıydın burada bu küçücük köşede, ona kıydın demektir bütün dünyada.
Konstantinos Kavafis
“Barbarları Beklerken” şiir kitabından
ÇOCUKLARIMIZ
Çocuklarınız sizin çocuklarınız değildir Onlar kendi özlemini çeken hayatın çocuklarıdır.
Sizin vasıtanızla gelirler, ama sizden değil, Sizinle birlikte olsalar da size ait değillerdir.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, ama düşüncelerinizi asla! Çünkü onların kendilerine has düşünceleri vardır.
Onların bedenlerini barındırabilirsiniz, ama ruhlarını asla! Çünkü onların ruhları yarının sarayındadır.
Siz ise orasını düşlerinizde bile ziyaret edemezsiniz. Siz onlara benzemeye can atabilirsiniz,ama onları kendinize benzetmeye çalışmayın. Çünkü hayat geriye gitmez ve dünle oyalanmaz.
Siz çocuklarınızın canlı oklar olarak ileri atıldığı yaylarsınız. Okçu, sonsuzluk içinde aldığı nişan yerini görür ve oklarının hızla uzağa gitmesi için tüm kudretiyle sizi büker.
Okçunun elinde büküldüğünüz için sevinin; Çünkü O, uçarak giden oku sevdiği kadar, Sağlam duran yayı da sever…
Halil Cibran
YAŞLI BİR ADAM
Gürültülü kahvenin kuytu odasında yaşlı bir adam, masada iki büklüm; önünde bir gazete, yapayalnız.
Sefil yaşlılığın ezikliği içinde düşünüyor, ne kadar az çıkardı hayatın tadını güçlü olduğu yıllar, yakışıklı.
Biliyor, nasıl yaşlandı; farkında, görüyor her şeyi, ama gençlik yılları daha dün gibi geliyor ona. Hayat ne kadar kısa, ne kadar!
Düşünüyor. Bilgelik denen şey nasıl da aldattı onu; nasıl hep güvendi-ne çılgınlık!- “Yarın, bol bol zamanın var” diyen o yalancıya.
Dizginlediği coşkular geliyor aklına; gözden çıkardığı onca sevinç. Yitip gitmiş her fırsat Şimdi alay ediyor kafasız sağgörüsüyle.
…Bunca düşünce, bunca anımsayış başını döndürüyor yaşlı adamın. Ve gidiyor gözleri kahvenin masasında iki büklüm.
Konstantinos Kavafis
“Barbarları Beklerken” şiir kitabından
|